Milli Mücadele'de Germencik Cephesi ve Önderleri konulu panel yapıldı...

Aydın İli ve İlçeleri Kültür ve Eğitim Derneği Başkanı Ünal UYGUÇ, Germencik Belediye Başkanı Ali ŞANLI ve Germencik Kaymakamı Niyazi CAN’ın katılımlarıyla gerçekleştirilen, Milli Mücadele’de Germencik Cephesi ve Önderleri konulu panel 9 Kasım 2006 tarihinde Germencik Halk Kütüphanesi’nde yapılmış olup; yapılan konuşmalar Aydın İli ve İlçeleri Kültür ve Eğitim Derneği’nce “Milli Mücadele’de Germencik Cephesi ve Önderleri“ adıyla kitap haline getirilmiştir.
Panelde yapılan konuşmalardan birbölüm:
TANIKLARIN VE YAKINLARININ ANLATIMLARIYLA GERMENCİK VE ÇEVRESİNDE YUNAN MEZALİMİ
Giriş
İtilaf Devletlerin'in Mondros Mütarekesi sonrası uyguladıkları işgal planı ile Yunanlılar Paris Barış Konferansında alınan kararlar gereği İzmir'e çıkmışlardır. 15 Mayıs 1919'da başlayan Yunan işgali kısa sürede genişleyerek Bütün Batı Anadolu'yu içine almıştır. Bu haksız işgaller karşısında Batı Anadolu halkı daha ilk günden itibaren tepkisini ortaya koyarak protesto mitingleri düzenlemiş, kasaba ve köylere varıncaya kadar tel'in telgrafları çekmiştir. Protestoların işgalcileri durdurmadığı görüldüğünde kaza merkezleri başta olmak üzere, nahiyelere varıncaya kadar direniş amaçlı Heyet-i Milliyeler kurulmuştur. Bunların öncülüğünde gönüllüler toplanarak "Kuva-yı Milliye" teşkilatı oluşturulmuştur.
Anadolu'yu istilaya kalkışan Yunanlılar Batı Anadolu Bölgesinde Türk Halkını yok etmeye yönelik insanlık dışı, akıl almaz eylemlerde bulunmuşlardır. Yunanlıların giriştikleri bu eylemler sonucu binlerce insanımız hayatını kaybetmiş, bir çok insan sivil-asker, kadın-erkek, çocuk- ihtiyar gözetilmeksizin işkence, yaralama ve tecavüzlere maruz kalmışlardır. Bu haksız ve hukuksuz işgalin etkileri uzun yıllar sürmüş, hafızalardan silinmemiştir. Yunanlıların işgal boyunca yaptığı eylemler resmi raporlara, uluslar arası komisyon tutanaklarına geçecek kadar belgelenmiştir. Oysa bir de resmi tutanaklara, kitaplara, araştırmalara konu olmamış mahalli bilgi ve belgelerde bulunmaktadır. Yunan işgalini acı bir şekilde yaşamış Germencik'te öğretmenlik yaparken bu işgal acılarını yaşamış canlı örnekleri gördüğümde aklıma hemen kaleme sarılmak geldi. Araştırma için önümde doğru dürüst bir yöntem bulunmuyordu. Bulabildiğim tanıkları konuşturdum. Yıllar sonra bir sözlü tarih çalışması yaptığımı ve yaptığım işin ne kadar önemli olduğunu anladım. Çünkü Millî Mücadele Döneminde Germencik ve çevresinde olan biten olaylarla ilgili olarak artık bilgi verebilecek kimse kalmamıştı. O nedenle 1978 yılında dönemin mahalli gazetesi olan Germencik'te tefrika ettiğim çalışmamı önemsiyorum. Ve bir kez daha halkımıza bu bilgileri aktarmaktan dolayı duyduğum heyecanı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kanlı Bahçe Olaylarını Yaşayan Ayşe Baş Anlatıyor:
"Sevgili yavrularım Yunan işgalinde 9 yaşındaydım. Babam Yunanlıların geldiğini (kaçarlarken) ve bahçe aralarında saklanmamız gerektiğini söyledi. Ne kadar eşya toplaya bildiysek yanımıza almıştık. Babama "Yorgi" isminde bir yerli Rum "Kemal Paşa" askeri geliyor siz benim bahçemde saklanın demesi üzerine biz onun bahçesinde toplanıyoruz. Babama "Kalata Kara Mustafa" derlerdi. Hali vakti yerindeydi. Çevredeki insanlarda babamın onları koruyabileceği umuduyla bizim orada olduğumuzu duyan yanımıza gelmişti. Zaman ilerledikçe bizim sayımız kalabalıklaşmıştı. Babama bahçesine gitmeyi söyleyen Yorgi ve daha iki arkadaşı "Dayı ve İpsalanta’nın oğlu" silahlanıp yanımıza geldiler. Bu üç yerli Rum bizim çevremizi çevirdiler.Yorgi bize; Üstünüzdeki ne kadar altın, para, yüzük, bilezik varsa ortaya koyun yoksa öldürürüz dedi. İnsanlar can korkusuna ne kadar altın ve parası varsa ortaya döktü. Babama da ey Kalaycı Kara Mustafa 50 liralık takımla 100 liralık çizmeyle gezmesi değil, çıkar bakalım paraları dediler. Paralar ve altınlar bende bağlıydı. Babam benim belimden paraları çözüp ortaya koydu. Üç Rum kendi aralarında Rumca konuştuktan sonra bize dönüp. Haydi üçerli sıra olun bakalım dediler. Hepimiz sıra olduk ve o vaziyette bahçe aralarında ki yollardan bugün Kanlıbahçe denilen yere getirdiler. Bahçe kapısını kırdılar. Bu sırada Molla Osmanların Ahmet Babama Kara Mustafa girme içeri sarıl gavura dedi ve Rum'a saldırdı. Ve ortalık birden karıştı. Kimi Rum'a vuruyor kimi damın içine kaçıyor kimisi de bahçe içine kaçmaya çalışıyordu. Diğer iki Rum o kaçanların arkasından ateş etmeye başladılar. Kimi vuruldu kimi kaçmayı başardı. Hepimizi o bahçe damına doldurdular. Babam annem ve ben duvarın dibine gitmiştik. Tüfek sesleri ortalığı ana-baba gününe çevirmişti. Duvardan seken bir kurşun benim sol göğsümün altına girdi.(Bu kurşun Alangüllü Dağı'na çıktığımız zaman çeteler tarafından çıkarıldı) Anneciğim yaralandım deyince, annem beni hemen altına sakladı."Ablam bir hafta önce Söke'ye gelin gitmişti". Yavrumu kurtarayım da ablasına yadigar olsun dedi. Bu ara da bir bomba patladı ve sol kaşımın üstü yarıldı. Karnımdan akan kan, kaşımdan akan kan her tarafımızı boyamıştı.
Bayılmışım aradan ne değin zaman geçti bilmiyorum. Kendime geldiğimde üzerimde bir ağırlık vardı. Bu ağırlık insan ölüleriydi. Güçlükle oradan çıktım. Damın içi tamamen insan ölüsüyle kaplıydı. Kimi horluyor, kimi anam diyor, kimisi de acayip sesler çıkarıyordu. Ölülerin üzerine basa basa kapının yanına geldim. Kapı dışarıdan bağlıydı Babamın yanına gidip cebinden çakıyı alıp ipi kestim. Kapıyı güçlükle açtım. Kapıyı açarken kapı ses çıkardı. O sırada beni de kurtarın diye bir ses duydum. Biri çuvalın içine girmiş ve içerden de eliyle sıkıca çuvalın ağzını tutmuş. Bir türlü çuvalın ağzını açamıyordum."Çuvalın içine girmesi incir var sansınlar diye olsa gerek". O çakıyla çuvalı kestim ve içinden Emine Çimen çıktı. Her tarafı süngü yarasıydı. Sol eli bileğinden neredeyse kopmak üzereydi."Yavaş, elim kopacak" dedi. Belki de asılsam eli kopacaktı. İkimiz güçlükle dışarı çıktık. Dışarısı da ölülerle doluydu. Bahçenin kapısının yanına geldik. Ne yapacağımızı düşünüyorduk. Bu arada yanımıza bir oğlan çocuğu geldi.(Nuri Metin) Çocuğun her tarafı kan içindeydi.
Rum Katliamını Sadık Dolucu Anlatıyor:
Kemerdereli Ali Efe sayesinde Yunanlılar ve yerli Rumlar buraların halkına dokunmuyordu. Sebebi ise Ali Efe kızanlarıyla beraber Yunana Ortaklar'da teslim olmuşlarmış. Yunanlılar köyün içinden geçiyorlar, dağlarda kaçak olan insanları katlediyorlardı. Bir gün yine 10 kadar atlı yunan askeri köyden geçip Akyol denilen yere gelince (Bu yer köyden gözüküyor) üç dört el silah sesi duyuldu. Bir atlı yere düştü. Aradan yarım saat geçmedi geri geldiler. Atın biri topallıyordu. Yanımıza gelince biri oradan bir kurbağa buldu ve anneme, bu kurbağayı ez ve hayvanın ayağına sar dedi. Annem hayır günah dedi. Rum'un biri hemen anneme silahı doğrultarak Rumca "Gamotu rufyana" diye küfretti. Ve silahlığından en az 70 cm. uzunluğunda bir ip çıkardı. İpte en az 100 kadar kadın memesi ucu diziliydi "Bunları görüyor musun, eğer itiraz edersen seninkileri de keser bu ipe dizerim. Bu ipi Atina'ya yollayacağım buna madalya verecekler". Dedi. Bu Rum İzmir'in Çirkince (Şirince) Rumlarındandı. Annem korkusundan istenileni yaptı. Orada en az 30-40 kişi vardık. Hiç kimse bir şey yapmamıştı. Hepimiz ailece İzmir'e kaçmak için Germencik İstasyonu'na gelmek üzere yola çıktık. Bahçe arasındaki yollardan geliyorduk.
Hıdırbeyli Kasabası'nın Bahçıvanlık denilen mevkisine yaklaştığımız zaman teyzemler çalıların arasında bir inilti duyduklarını söylediler. Birkaç kişi korka korka sesin duyulduğu yere gittik. Bir kadın çalıların arasına saklanmış. Kadını oradan çıkardığımızda, bir kulağı kesilmiş kopmak üzereydi. Kafa derisinin yarını yüzülmüş ve dört beş yerinde süngü yarası vardı. Her tarafı kan içindeydi. Büyükler yaralarını sarmaya çalıştılar. Bahçıvanlıkta katliam olduğunu söyleyince oraya gitmek üzere yola çıktık. Hıdırbeyli Kasabası'nın Bahçıvanlık Semti adını verdiği bu bahçeye geldiğimizde gördüğümüz bu manzara karşısında hepimizin tüyleri diken diken olmuştu. Korkumda dayımın arkasına saklandım, O olaydan bu güne kadar uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen böyle korkunç, böyle haince işlenmiş bir manzarayı ne yaşadım nede gördüm. En az 30 insan ölüsü çevreye dağılmıştı. Genç bir anne ocak başında bazlama (ekmek) pişiriyormuş, arka tarafında ki bir beşikte ise daha yaşına girmemiş bir bebek ağlıyordu. Olay bir gün önce akşamüzeri saat beşe doğru olmuş biz oraya vardığımızda sabahtı yani aradan 12-13 saat geçmişti.I
Anneyi bazlama yaparken öldürmüşler, kadın önünde ekmek yaptığı tahtanın üzerine kapanmış, her iki göğsünü de yarmışlar, Taze çocuklu olduğu için kadının sütleri bazlamanın üstüne akmış, tenekedeki hamur yerlere taşmış ocaktaki bazlama yanmış vaziyetteydi. Bir bazlamanın üstünde de kahve fincanı gibi bir göz duruyordu. Beşikteki ağlayan çocuğun yüzünü açtığımızda her iki gözü de oyulmuş ve kanlar içindeydi. Bu manzarayı gördükten sonra orada daha fazla kalamadık, geriye annemlerin yanına dönmüştük. Kemerdereli Ali Efe "Herkes başını çaresine baksın" deyince biz Germencik’e geldik.
Mahallemize geldiğimizde yine unutamayacağımız korkunç bir manzarayla karşılaştık. Germencik'ten ayrılırken tüm insanlar büyük bir telaşla hazırlıklarını yaparlarken, komşumuz sarı hafız denilen bir hoca vardı. Hocanın hanımıyla yetişkin iki kızı vardı. Çetelerin ve komşuların ısrarına rağmen bizlerle gelmemiş "bana bir şey yapamazlar" demişti. Hocanın evindeki manzara karşısında ürpermemek elde değildi. Eskiden evlerin önünde tırabzan denilen yer vardı. Oraya hoca ile hanımını bağlamışlar ve öldürmüşler. Evin bahçesinde de (Kızların çeyiz eşyalarını saklamak için) kazdıkları çukurun başında hocanın kızları yatıyordu. Kızlar tamamen çıplak vaziyette olup vücutları parçalara ayrılmıştı. Bu manzarayı daha fazla seyretmem olanaksızdı, hemen dışarı çıktım. 
Dedesini, Amcasını Erbeyli katliamında kaybettiğini anlatan Sadık Doluca olayı sonradan duyduğu için şöyle anlattı. Dedemi ve Amcamı yakaladıktan sonra trene bindirip Erbeyli İstasyonu'na götürüyorlar. Katledileceklerini anlayan amcam bir Rum askerinin gırtlağına parmaklarını geçiriyor. Bir yandan amcamın kafasına dipçikle vuruyorlar, diğer yandan amcam Rum'un boğazını sıkıyor. Kendisi de ölüyor ama Rum'da ölüyor. Kanlıbahçe katliamında da halasıyla iki kızlarının öldürüldüğünü anlatan Doluca sözlerini şöyle bitirdi. Bir daha Allah'ım o günleri bu millete göstermesin.
Kanlı Bahçe Olayını Yaşayan Nuri Mersin Anlatıyor:
Bu olayın olduğunda 9 yaşındaydım. O gün için Germencik'te Yunan askeri tamamen hareketlerinde serbest olarak günlerini geçiriyor ve halka istedikleri gibi davranıyorlardı. Evin tek oğluydum babamı yunanlılar öldürmüşlerdi. Ben annemle birlikte kalıyordum. O gün sokağa çıktığımda insanlar arasında bir telaş vardı. Bu telaşın nedenini öğrendiğimde, Afyon'dan Yunan askerlerinin bozguna uğradığı ve İzmir'e doğru kaçtığıydı. Yunanlılardan önce yurdumuzda yerleşmiş yerli Rumlar vardı. Bu yerli Rumlar büyük bir telaş içinde sadece taşıyabilecekleri eşyalarını toplayıp kaçmaya çalışıyorlardı. Bilhassa Mursallı'daki Rumlar daha çoğunluk olduğu için telaşları daha fazlaydı.
Öğrendiğime göre "Kemal Paşa" askeri geliyormuş ve bu telaş ta buymuş. Koşarak eve geldim. Duyduklarımı ve gördüklerimi anneme anlattım. O gün akşama kadar yunan askerleri ve yerli Rumlar bize bir şey yapmadılar. Eylül ayı olması nedeniyle Germencik halkının yarısı bahçelere göçmüştü. Bizim gibi Germencik'te kalanlar bir an önce bahçe aralarına gidip gruplar halinde saklanmayı uygun görmüşlerdi. Bizde üç beş kişi bugün için "Hikmet Berat"ın bahçesinin yanına gittik, Bizden oraya gidip bir grup insan gelip saklanmış. Bizim onlardan haberimiz yoktu. Aramızda kesik olduğundan onların bizim orada oluşumuzdan haberleri yoktu. Biz o geceyi bahçede geçirdik. Sabahleyin erken uyandığımda üşümüşüm, Annemden ateş yakmasını istedim. Fakat annem yakmadı.
Şafak sökmek üzereydi üç dört el mavzer sesi duyduk. Annem büyük bir telaşla koştu bende arkasından ne var diye sorduğumda yüz kadar insanın orada oturmakta olduğunu söyledi. Dedem ve Ninemin de orada olduğunu söyleyince oraya gitmek istedimse de annem göndermedi. Annemle beraberce "Taş Kesik" denilen yere gittik. Daha o yıllar sünnet olmadığım için sünnetlik elbiselerim hazırdı. Annemin aklına gelince beraber eve gelip sünnetlik elbiselerimi alıp tekrar Taşkesik'e geri gelmiş ve elbiseleri ve yüzeli lira kadar paramızı oraya çalılar içine sakladık. Ben ille de dedemlerin yanına gidiyordum. Annemde arkamdan geldi. Dedemlere yaklaştığımızda dedemlerin başında silahla bekleyen yerli Rumları tanıdım. Biri kasaplık yapan "Dayı" deniyordu. Diğeri de İpsalta'nın oğlu deniyordu. Bunlar yıllarca ekmeğimizi yemiş ve şimdide bize silah çekiyordu. Beni görünce ellerindeki silahları bize çevirdiler, "ateş etmeyin dedemin yanına geliyorum deyince ateş etmediler, dedemde ateş etmeyin biri kızım biride torunum" dedi. Koştum dedeme sarıldım. Dedem bana sıkı sıkı sarılıyor, öpüyor, kokluyordu. Rum anneme "Nereden geliyorsun" diye sorunca dedem hemen "Germencik'e ekmek almaya gitmişlerdi" diye cevap verdi. Aradan biraz zaman geçince annemden paraları çıkarmasını istediler.
Biz gelmezden oradakilerin hepsinden ne varsa toplamışlar. Dedem "o parayı nereden bulacak onda para ne arar" dedi. Annem ise tek bir altınını saçlarının arasına saklamıştı. Annemi aramadılar, oturmamızı söylediler ve biz oturduk. Topluluk kurbanlık sürü gibi sadece yere bakıyor ve biraz sonra neler olacağını düşünüyordu. Çocuk olduğumdan ben o an biraz sonra neler olacağından habersiz annemin kolları arasında büzülüyordum. Çevremizdeki üç silahlı yerli Rum'un Rumca konuşmalarında başka tek ses çıkmıyordu. Kısa bir süre sonra Rum'un bizi "sizleri şimdi başka bir yere götüreceğiz. Yunanlılar gelirse biz sizi, çeteler gelirse siz bizi kurtaracaksınız" diyerek bizleri üçer dörderli sıra yaptılar. Kimse korkusundan söylenenlere itiraz edemiyordu. İçimizde en yaşlı olarak "Molla Osmanların Ahmet'te vardı. Hepimizin babası yerindeydi. Onun için oda kalkmamızı istedi. Kalktık tek sıra olduk. Bütün eşyamızı orada bırakarak bu gün için "Kanlıbahçe" denilen yere doğru yola çıktık. Büyükler belki de sonumuzun ne olacağını biliyorlardı. Çocuk olduğumdan ben sadece Rumlar'a bakıyordum.
Üçü de atlarına bindiler. Biri öne, biri ortaya diğeri de en arkaya geçti. Kaçmaya kalkacak olanı bir düzende yol boyu yürüdük ve Kanlıbahçe'ye geldik. Yolda bir tek kötülükte bulunmadılar. Bahçenin yanına geldiğimizde orada bulunan kuyunun etrafına oturduk. Rum'un biri "şimdi şuradaki bahçe damını içine gireceğiz" diyerek atından indi ve kilitli olan kapıyı kırarak açtı. Haydi içeri girin dediğinde ben kuyunun basındaydım. Bir ara annemle ninemin sarmaşıp ağlaştıklarını gördüm. Molla Osmanların kardeşi İsmail (sonradan öğrendim). İri kıyım delikanlıydı. O anacık babacık saatinde bütün hızıyla o kalabalığın arasından fırlayıp kapının yanındaki Rum'un silahını almaya çalıştı. Diğer Rumlar ise derhal ateş etmeye başladılar. Ortalık birden karıştı. Naralar, inleyen feryatlar birden ortalığı kapladı. Mavzer sesleri darı gibi patlıyor ve bir feryatla son buluyordu. İsmail Rum'un elinden silahı almıştı. Halkta, tezek, nalın, sopa ne ele geçirdiyse Rum'a vuruyordu. İsmail ise kalabalıktan silahı doğrultmaya fırsat bulamıyordu. Kendimi damın içine zor attım. Köşeye yattım. Hatırladığıma göre önce dama girenlerdendim. Silah sesleri devam ediyordu. Benim arkamdan insanlar içeriye girmeye başladılar. Can korkusuyla içeri girenlerden kimi üstüme düşüyordu. Ben sadece yatıyor kalkmıyordum.Silah sesleri içeride atılmaya başladı.Feryat ve çığlıklar devam ediyordu.Bunları sadece duyuyordum.bir ara kapı ve pencereler içeriden kapandı.Ama birer kurşunla kapı ve pencereleri açtılar. İşte bu ara annemin yandım ciğerinizden yanın inşallah dediğini duydum. Annem kurşunu yemişti. Bu arada üstümdeki insanlardan kımıldayamaz olmuştum. Yalnız başım soluk alacak kadar dışarıdaydı. Silah sesleri kapının ardına kadar açılmaya tekrar başladı. Rumlar içeri girmiş yaralılara, ses çıkaranlara birer kurşun daha sıkıyorlardı. Bu sesler yarım saat kadar sürdüğünden eminim. Önce of sonra mavzer sesi. Bir ara üstümdeki yük hafiflemeye başlamıştı ve de üstüme sıcak sıcak bir şeylerin döküldüğünü hissettim. (Şöyle düşünüyordum avradını ......
cavuru üstüme sıcak su döküyor ne yaparsan yap kalkmayacağım diyordum. Böyle düşünürken bir el ensemden yakalayıp fırlattı. Ölülerin üstüne düşmüştüm, sesimi yinede çıkarmamıştım. Ama bu şekilde dilim tutulduğu içindi. Yine de üstüme ölüler gelmeye başladı ses çıkarınca yine bir kurşun sesi ortalığı kaplıyordu. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ortalık sessizleşmişti. Bir ara Rumlar konuştular kapıları kapayım atlarına binip uzaklaştılar. Bunları gayet iyi hatırlıyorum. Gözlerimi açtığımda ortalıkta çıt yoktu. Ölülerin altında güçlükle çıktım. Damın içi ölü doluydu. Annem aklıma geldi ölülerin üstüne basa basa batı taraftaki pencerenin yanına geldim. Annem duvara dayanmış oturuyordu. Anneme dokunmamla yere yıkıldı. Annemin ölümü dahi beni korkutmadı, ama şimdi ölüden çok korkuyorum.
Dışarı çıkmak için kapıyı zorladım ama açamadım. Pencereyi güçlükle açıp, demir parmaklıkların arasından önce başımı sonra gövdemi dışarı çıkardım. Dışarı çıktığımda etraf ölülerle doluydu. Bu her iki manzarada birbirinden iğrençti. Bu ne korkunç bir manzaraydı. Kapıyı açmak için kapının yanına geldim. Kapıda belki on metre boyunda bir merdiven bağlıydı. İpi kesmem şarttı o zamanlar kırmızı saplı teneke çakılar vardı. Cebim demiş güçlükle ipi kesip kapıyı açtım ama ölüler olduğu için kapı çok güç açılmıştı. İçeride biraz dolaştım ayak basacak yer yoktu. Ben sadece bir insan sesi bulma umuduyla arıyordum. Elbiselerime baktığımda her tarafım kan içindeydi. Postallarımın içi kan doluydu. Çıkarıp temizledim. İplerini bağlayıp parmağıma taktım. Fesimi de attım, oda kanlıydı. Kapının yanına geldiğimde bir inilti duydum, yanına gittiğimde bir kolu ve başı dışarıda bir kız gördüm. "Ayşe Baş halen sağ" beni kurtar diye yalvarıyordu. Üç çocuk ölülerin arasında yalnız kalmıştık.467 Damın içi ve bahçenin içi ölülerle doluydu; Ne yapacağımızı bilmez halde etrafımıza bakmıyor nereye gidelim diye düşünüyorduk.
Emine Çimen bize "bizim bahçeye gidelim" dedi. Oraya gitmek üzere bahçe kapısına geldiğimizde ölülerin arasında bir ses "beni kurtarın" diye yalvarıyordu. Yanına gittiğimizde 18 yaşlarında delikanlı en az on yerinden yara almış, her tarafı kan içinde bize yalvarıyordu. Ben Türk'üm, bana yardım edin diyordu. Çineliyim, buraya incir bekçiliğine gelmiştim, daha benim gibi burada çok Çineli var dedi. Yaralıyı kaldırmaya çalıştık, ama çok yaralı için kendine hakim olamıyordu. Taşımak için biraz uğraştık ama gücümüz yetmedi. Beni şu ağacın başına çıkarın ben orada kalayım siz kaçın dedi. Bizde onu bir incir ağacının ortasına yerleştirdik. Yola çıktık; yolun ortasında yüz yukarı kanlar içinde yatan öyle sanıyorum ki karnını yarmışlar. Bu insan damın kapısı önünde Rum'un elinden silahı Osmanların Ahmet'in Kardeşi İsmail'di demek ki onu kaçmak isterken vurmuşlar. Bu manzara karşısında çok korkmuştum. Bir insanın diğer bir insana yapabileceği en korkunç, en vahşice bir manzaraydı. Kızlara bu tüyler ürpertici manzarayı göstermemek için kaçın kaçın dedim. Yolumuza devam ettik.
Bizim aradığımız bir insan, bize yol gösterecek bize yardımcı olacak birini arıyorduk. Bahçe aralarından, kesik içlerinden Emine Çimen'in bahçesine gidiyoruz. Önümüze gelen bahçe damlarına bakıyoruz. Kimsecikler yok. Eşyalar hazırlanmış vaziyette duruyor. Taş kesiğe geldik. Annemle daha önce sakladığımız sünnetlik elbiselerimle paraları aldık. Sonra Emine'lerin bahçesine geldik. Emine'nin çeyiz eşyalarından heybeye koyup eşeğe yükledik. Kızları da eşeğe bindirdim. Bahçe aralarındaki Germencik'e gelen yolun birinde (Helvacı Bekir şimdiki bahçenin yannıa geldiğimizde bazı sesler duyup korktuk ve yüksekçe bir kürün yanına saklandık. Tahminime göre biz Kanlı Bahçe'den ayrıIalı 1-2 saat kadar oluyordu. Yine o üç aynı Rum Kanlıbahçe'ye doğru gidiyorlardı. Korkuları olmadığı için rahatsa yüksek sesle konuşarak gözümüzden uzaklaştılar. Ben yine Emine ve Ayşe'yi merkebe bindirdim. Elimde hala o kanlı postallar, diğer elimde de merkebin ipi. Nihayet bugün Hafız Mehmet'in denilen yere geldik.(Necip Aslanlara ait olan bahçe) Bahçıvanlıkta o yol bostan ekiliymiş. Bostanları görünce bizim 24 saattir ağzımıza ekmek koymadığımızı anladık. Kızlara beni bekleyin dedim. Germencik’e doğru baktığımda Germencik'in üzerinden siyah dumanlar yükseliyordu.
Demek Yunan kaçarken ateşe vermiş. Bir karpuz koparıp geldim. Karpuzu yukardan atınca parçalandı. Daha birer yudum almamıştık ki içimize korku düştü. Gideceğimiz yönü konuşmaya başladık. Emine bana sen parayı aldın. Bizimde Alangüllü'de ki zeytinlikte annemle sakladığımız para var onu alalım, pampır (tren) geçecek ona biner gideriz. O zaman Alangüllü nerede olduğunu bilmediğim için Emine bize kılavuzluk yapmaya başladı. Bahçıvanlıktan kovalığa, seyrek kovalığa ve o günün İzmir-Aydın döşeme yoluna vardık. Kulağımıza bazı sesler gelince üçümüzde bir kesiğin arkasına saklandık. Biraz sonra önlerinde ben diyeyim 1000 siz deyin 5000 sığır, sıpa, eşek, deve ne buldularsa önlerine koymuşlar ellerinde mavzerler Germencik'e doğru bu hayvan sürüsünü getiriyorlar. Önümüzdeki yoldan geçtiler tozu dumana katan bu hayvan sürüsünün geçmesinden sonra Alangül-lü'ye doğru yola koyulduk. Demir yollarına yaklaştığımızda kızlara: Siz burada beni bekleyin demir yolu köprüsünde asker var mı bakayım. Şimdiki Alangüllü Köprüsü'nün yanında tahta köprü vardı. Bu köprüde iki kulübe vardı. Bu köprüde iki Yunanlı asker nöbet tutuyordu. Arkalan bize dönüktü. Sürünerek nöbetçilere 150 metre kadar mesafeden yukarıya doğru geçtik. Alangüllü yolu boyunca ilerliyorduk. Kesik içleri ev eşyalarıyla doluydu. Bu eşyalar kaçarken atılan eşyalardı. Yüklü eşekler bile vardı. Bu arada biz Alangüllü Çayı'nın içine indik. Bize 100 metre kadar mesafede elinde karpuz avuçlarıyla yiyerekten bize doğru bir adam geliyordu. Adam bizi görünce geri dönüp kaçmaya başladı.
Bizi görüp te kaçmaya başlayınca amca ne kaçıyorsun? Biz Türk'üz diye bağırdım.O kaçmaya devam ediyordu. Nihayet ben onu Alangüllü Mezarlığı'nın yanında yakaladım. Sen ne kaçıyosun? Daha benim yanımda iki kız var, al paraları bizi insanlar neredeyse oraya götür deyince, adam parayı aldı. Kızların yanına geri geldik. Beraberce Alangüllü'nün içine girdik. Alangüllü'den Dağkaraağac'a doğru bir patika yol vardı. Adam önde biz arkada elimde merkebin ipi, bu arada isminin Çili olduğunu öğrenmiştim. Bir ara geri baktığımda kızların baygınlık geçirmeye başladığını gördük. "Yalnız biz Alangüllü Köprüsü'nü geçince Ayşe BAŞ" bana yaralarım acımaya başladı deyince, acıyan yerini bize gösterdi. Sol göğsünün aylından kurşun girmiş. Bu kurşun deliğine parmağımı soktuğumu iyi hatırlıyorum. Birde sol kaşının üstünde şarapnel parçası vardı. Her tarafımız kan olduğu için yara olan yerlerimizi yaralarım soğumasıyla anlamaya başladık. Emine'de yarasının çok acıdığını söyleyince onun yarasına baktığımızda çok ağırdı. Sol eli bileğinden neredeyse kopmak üzereydi. Bir deri tutuyordu. Bu süngü ile kesilmiş. Vücudunun bazı yerlerinde de kurşun yaraları vardı. Biz bunları yanımızdaki bezlere sarmıştık.Yolda giderken Çili benim verdiğim paraları bana geri verdi.Almak istemedimse de zorla belime sardı. Nihayet Alangüllü Dağına, Germencik'ten kaçan insanların yanına geldik. Büyük bir kalabalık vardı. Bizi görünce koşarak yanımıza geldiler. Bize çeşitli sorular soruyorlardı. Kızlar bu ara bayıldılar. Kendi akrabalarımdan birkaç kişide ordaymış. Beni kucaklayıp defalarca öptüler. Bir yandan da üzerimde bulunan kanlı elbiseleri çıkarıp temiz elbiselerden giydirdiler.
Rum Katliamını Süleyman Tutkun Anlatıyor:
Bir gün Yunan subayı kapılarının önünde oturan kadınların kucaklarında taşıdıkları bebeklerin kundaklarını çözüp erkek mi kız mı olduklarını kontrol ediyordu. Bir kadının kucağında bir yaşlarında bir oğlan çocuğu vardı. Kumandan kadına, "Demek sen Türk askeri besliyorsun ha" diyerek çocuğu kadının elinden zorla aldı. Tüm köylü büyük bir sessizlik ve heyecan içinde olacakları bekliyorduk. Kumandan çocuğu bir top gibi havaya atmıştı. Yanında duran yunan askeri ise ucunda kasatura olan tüfeğini çocuğun altına tutmuştu. Çocuk kasaturanın ucuna şişe geçen et gibi geçmişti. Bebeğin çıkardığı ses bir anda olayı seyreden tüm insanların âdeta nefesini kesmiş, kalp atışlarını durdurmuştu. İnsanlarda tek bir hareket yoktu. Gözler tek bir noktaya bakıyor çıt çıkmıyordu. Bu hunharca işlenen katliamın nedeni neydi? Biz yunana ne yapmıştık. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Halkı kendine getiren korkunç bir çığlık ortalığı kaplamıştı. Çocuğun annesi, yürekleri parçalayan birkaç çığlık daha attıktan sonra dizlerinin üzerine çökmüş ve yere yıkılmıştı. Kahkahalar atarak kumandanın uzaklaşmasından sonra köylüler ana ile oğlunun yanına koştuk. Anne en ufak bir yara almamış olmasına rağmen cansız yerde yatıyordu. Köylü her iki cesedi de bu günkü tek mezarlarına defnettik.
Köyümüze yakın olan Gümüş köyünden "Kıla'nın İsmail" İsmail diye biri geldi. Arkadaşlar bu gece yunan buraya baskın yapacak mümkünse tüm köylü bir evde toplanın daha emniyette olursunuz, dedi. Köylüde yine bir korku ve heyecan başlamıştı. O gün için köyümüzün en sağlam evlerinden olan köy hocasının evine tüm köylü toplandık. Yapılacak baskından önceden haber alışımız ve köylülerin bir arada oluşu cesaretimizi artırıyordu. Akşam olmuş kapıları kapatmıştık. Erkekler avluda kadınlar içeride yatacaklardı. Kapı çalınmıştı. Bu gelen Kılcı'nın İsmail idi. Kapıyı açtığımızda korkudan ağzımız açık kalmıştı. Gördüğümüz manzara çocuk olmama rağmen insanlığımdan utanmıştım. Kapıda İsmail iki yunan askeriyle birlikte dineliyordu, İsmail tam teçhizat kuşanmış ve yunan askeri elbiselerini giymiş. Avludaki erkekleri odalara doldurdular.Yörüklü Mehmet Dayı denilen hatırı sayılan adamı dışarı çıkardılar, İsmail Efendi'yi çıkardılar. Giden gelmiyordu; Birkaç kişi daha götürdüler, bunlarda gelmeyince büyüklerimiz ne olduğunu anlamış olacaklar ki aniden kapılara doğru hücum ettiler. Çocuk olduğum için bende onlarla birlikte kapıdan dışarı çıktım. Kadınların çığlıkları ortalığı ortalığı çınlatıyordu.
Gecenin karanlığından yararlanıp dağılmıştık, Sabah olunca gördüğümüz manzara çok korkunçtu.Hocanın evinin içi, etrafı cesetle doluydu. Ogün kaldırdığımız ceset sayısı 27 idi. Köyümüz bir matem havasına bürünmüştü. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Bu korkunç katliamdan sonra İtalyan doktorları köyümüze gelerek çadır kurdular ve olayda yaralananların yaralarını sardılar. Yunanlılardan da öldürülenlerin karşılığı olarak üçer-beşer lira ödettiler.Yunanlıların bu tür saldırılarına karşı koyma ve yunanlıları yurdumuzdan kovmak için çeteler meydana gelmeye başladı. Kızılcapınar köyünden dayım "Yandım Hasan" çete olmuş ve kızanlarıyla birlikte çevrede bulunan yunan karakollarına sık sık baskın yapıyordu. Neşetiye köyünde bir gün düğün oluyordu. Gelin Kuşadası'na gidecekti. (Biri Neşetiye Çayı üstündeki tren köprüsünde bulunan Yunan Karakolu Kumandanına) köyün en güzel kızı gelin oldu gidiyor diye ihbar edince, kumandan düğün alayının elinden gelini alıp kara kola getiriyor. Bunu haber alan dayım Yandım Hasan kızanlarıyla birlikte o gece karakolu basıp gelini kurtarıyor. Gelini Kuşadası'na götürüp damada teslim ediyor.
Bu baskını hazmedemeyen Yunan Kumandanı bir gün köyümüze geldi. Köylünün hepsini meydana topladı. Köyün en güzel onüç kızını seçti. Köylülerin arasından seçtiği on üç kızı alıp götürdüler. Ertesi günü bu on üç kızdan sekiz tanesi köye geri geldi. Kızların durumları çok perişandı. İçlerinden bir tanesi hem ağlıyor hem de başından geçenleri şu şekilde anlatıyordu. "Hepimizi götürdüler. Kalabalık bir asker vardı. Bize yapmadıklarını bırakmadılar. Hatta ben onların o kötü emellerine ulaşmamaları için pisledim ve pisliğimi her tarafıma sürmeme rağmen yinede yapmak istediklerini yaptılar. Biz sekiz kızı Dedekuyusu'nun (Mursallı'ya yakın) içine attılar. Oradan biz sekiz kız kuyunun örgü taşlarına tutunarak güçlükle dışarı çıktık". Başından geçenleri bize bu şekilde aktardıkta sonra, biz köyce diğer beş kızı aramaya çıktık. Bugün için Fevzi Çondur'a ait incir bahçesinin kesikleri içinde beş kızında cesetlerini parçalanmış vaziyette bulduk. Yunan işgali sırasında bu çevrede çeteler meydana gelmişti. Yunanlılara zaman zaman baskınlar yaparak onları bozguna uğratıyor ve rahatça yaşamalarını engelliyorlardı. Efelerden (Söke'nin Asıtepe Köyü'nden) Kafkaslı Hüseyin Çavuş bir baskın dönüşü ( Germenciğin Kızıltepeler Semtinde) tütün tarlası içinde uyurken, Yunan askerleri tarafından kuşatılıyor. Kurtulamayacağını anlayan efe el bombasını bacakları arasında patlatıyor, böylece Yunan eline geçmeyi ölüme tercih ediyor.
|